sexhikayen

Ayak Fetişi Sex Hikayeleri

Sol Ayağın Sağdan Yarım Numara Büyük, Leyla

Leyla sahneye dönmek için el yapımı bir çift yemeni ister. Ustanın ölçü kâğıdına çizdiği ayak izi ise bir kalıptan çok, uzun zamandır saklanan bir hayranlığa benzer.

Sol Ayağın Sağdan Yarım Numara Büyük, Leyla
Fotoğraf: mana5280 / Unsplash

Mahir Öztürk ölçü kâğıdını tezgâhın üstüne serdi, kurşun kalemini kulağının arkasından aldı ve Leyla’ya, sanki bir ibadetin başında yapılan bir işaretmiş gibi, yalnızca başıyla tabureyi gösterdi. Kilis’in eski çarşısında, yemenicilerin bir zamanlar sıra sıra dizildiği sokakta kalan son iki atölyeden biriydi bu. Duvarlarda tabaklanmış deri parçaları, ahşap kalıplar, el dikişi için ince bızlar asılıydı. Havada deri, balmumu ve yağlı ip kokusu vardı.

Leyla Tanrıverdi otuz altı yaşındaydı, Gaziantep’te halk dansları eğitmeniydi ve iki yıl önce bir sahne kazasında sol ayak bileğini kırmıştı. O günden beri hiç sahneye çıkmamıştı. Şimdi, bahar şenliğinde yeniden dans etmek için, ayağının değişen biçimine göre yapılmış bir çift el yapımı yemeni istiyordu. Hazır olanların hiçbiri olmuyordu; ya topuğu sıkıyor ya bileğini boşta bırakıyordu.

Gaziantep’te üç ayakkabıcı dolaşmış, üçünde de aynı cevabı almıştı: “Kilis’e git, Mahir Usta’ya.” Yolu bir saat sürmüştü; zeytinliklerin, fıstık bahçelerinin arasından, sınıra doğru alçalan sarı bir ovada. Çarşıya vardığında atölyeyi bulmak için iki kez sormuş, ikisinde de karşısındaki adam önce gülümseyip sonra ciddileşmişti. “Ustanın işi ağırdır,” demişti biri. “Ama bir kere ölçü aldı mı, o ayağı ömrü boyunca unutmaz.”

“Çorabınızı çıkarın,” dedi Mahir. Kırk iki yaşındaydı; uzun parmaklı, sessiz, gözleri neredeyse hiç insanların yüzüne değil elleriyle yaptıkları şeye bakan biri. “Çıplak ölçmem lazım. Rahatsız olursanız söyleyin.”

Leyla bir an duraksadı. İki yıldır kimsenin önünde çorabını çıkarmamıştı; doktorların muayene odasında bile gözlerini tavana dikmişti. Sonra, kendine kızarak, çoraplarını çıkardı ve ayaklarını kâğıdın üstüne koydu. Mahir dizlerinin üstüne çöktü, ama dokunmadı; önce yalnızca baktı, uzun uzun, sanki bir dokuma tezgâhındaki deseni okuyormuş gibi.

Bir ölçü kâğıdına ne kadar şey çizilebilir?

Mahir’in kalemi topuğun arkasından başladı, kemerin içinden yükseldi, parmakların ucunda dolandı. Ağır, kesintisiz, hiç kaldırılmayan bir çizgi. Leyla kalemin kâğıda değil, sanki kendi tenine sürtündüğünü hissetti; parmaklarının arası hafifçe karıncalandı. Mahir sol ayağa geçtiğinde kalemi bir an durdu.

“Sol ayağınız sağdan yarım numara büyük,” dedi.

“Kırıktan sonra,” dedi Leyla. “Biraz şişlik kaldı.”

“Hayır.” Mahir başını kaldırmadan çizgiyi tamamladı. “Kırıktan önce de öyleydi. Kemeriniz sağda daha yüksek, solda daha yumuşak. Topuğunuz solda içe doğru basıyor. Yıllardır sol ayağınızın üstünde dönüyorsunuz. Dansçıların çoğu sağda döner.”

Leyla şaşkınlıkla ona baktı. Kimse, ne doktorlar ne fizyoterapistler ne de yıllarca birlikte çalıştığı dans hocaları, bunu ona söylememişti. Ama doğruydu. Hep soldan dönmüştü; çünkü sol ayağının üstünde dururken kendini daha sağlam hissederdi.

“Bunu ayağıma bakarak mı anladınız?”

Mahir bir süre cevap vermedi. Kalemi bıraktı, avucunu kâğıdın kenarına koydu, Leyla’nın ayağına dokunmadan, yalnızca bir parmak uzaklıkta tuttu. Leyla teninde onun elinin sıcaklığını hissetti.

“Ayaklara bakarak çok şey anlarım,” dedi sonunda, sesi alçak. “Belki fazlasını. Bunu size söylemem doğru mu bilmiyorum.”

“Söyleyin,” dedi Leyla.

Mahir derin bir nefes aldı. “Bir insanın en dürüst yeri ayaklarıdır,” dedi. “Yüz yalan söyler, eller rol yapar. Ama ayaklar insanın bütün ağırlığını taşır; nasıl yürüdüğünü, nerede korktuğunu, neyi yıllarca tek başına sırtladığını gösterir. Ben bunlara bakarken…” Durdu. “Bunlara bakarken başka hiçbir şeye bakmadığım kadar güzel buluyorum. Bir zamanlar bunu birine söyledim. Gülüp gitti. O günden beri kimseye söylemedim.”

“Bu yüzden mi hâlâ bu işi yapıyorsunuz?” diye sordu Leyla. “Çarşıda herkes fabrika ayakkabısı giyerken?”

“Belki,” dedi Mahir, yarım bir gülümsemeyle. “Bir fabrika bin ayağa tek bir kalıp diker. Ben her ayağa ayrı bir kalıp oyarım. Ustam derdi ki yemeni giyilmez, giyinilir; ayağın kendisi olmalı. Bunu ancak ayağı seven biri yapabilir.”

Bir yemeni ustası neyi saklar?

Atölyenin içinde uzun bir sessizlik oldu. Dışarıdan çarşının sesleri geliyordu: bir simitçinin bağırışı, bir motosiklet, uzakta bir çay kaşığının bardağa vuruşu. Leyla ayaklarına baktı; iki yıldır yalnızca bir yara, bir eksiklik, bir hata olarak gördüğü ayaklarına.

“Ben iki yıldır,” dedi yavaşça, “kimsenin ayaklarıma bakmasına izin vermedim. Kırıktan sonra bileğimdeki izi hep çoraplarla, uzun eteklerle sakladım. Sevgilim bile görmedi. Bitirdik zaten; ama belki biraz da bu yüzden.”

Mahir başını kaldırdı ve ilk kez, doğrudan onun gözlerine baktı.

“İzi gördüm,” dedi. “İlk girdiğiniz an. Ama ben ona bir yara olarak bakmadım. Bir harita olarak baktım. Nerede kırıldığınızı, nerede yeniden kalktığınızı.”

Leyla’nın boğazı düğümlendi. Bir an bütün bedeni, sanki iki yıldır tuttuğu bir nefesi bırakmak istermiş gibi titredi. Sonra hiç beklemediği bir şey yaptı. Sol ayağını kâğıdın üstünden kaldırdı ve yavaşça, Mahir’in hâlâ havada duran avucunun içine koydu.

“Dokunabilirsiniz,” dedi. “İstiyorum. Ama bir şey olursa ‘kalıp’ derim. O zaman bırakırsınız.”

Mahir’in parmakları bir an titredi. “Emin misiniz?”

“Eminim.”

Avuçları önce yalnızca tuttu. Ağır, sıcak, sabırlı. Sonra başparmağı kemerin içinden yükseldi; yavaşça, Leyla’nın iki yıldır kendi elleriyle bile dokunmaya çekindiği yerlerde gezindi. Bileğindeki ince izin üstünden geçerken durdu, bir kez daha sordu. Leyla başıyla onayladı. Mahir eğildi ve dudaklarını o izin üstüne, sanki bir mührü kâğıda bastırır gibi, hafifçe değdirdi.

Leyla gözlerini kapattı. Bir dalga gibi, ayak bileğinden dizlerine, oradan göğsüne, oradan yanaklarına yükselen bir sıcaklık hissetti. Utanç değildi bu; uzun zamandır unuttuğu bir şeydi. Görülmek. Tam olarak, bütün kusurlarıyla, yarım numara farkıyla görülmek. Ve bu bakışın içinde hiçbir acıma, hiçbir merak, hiçbir aceleyle tüketme isteği yoktu; yalnızca bir zanaatkârın sevdiği malzemeye duyduğu derin, sessiz saygı.

Mahir tezgâhın altından küçük bir şişe çıkardı. “Deri için kullandığım bademyağı,” dedi. “Ama tene de iyi gelir.”

Yağı avuçlarında ısıttı ve Leyla’nın ayaklarını, birer birer, parmak uçlarından topuklarına kadar, hiç acele etmeden ovdu. Leyla bir ara güldü, bir ara inledi, bir ara yalnızca nefes aldı. Atölyenin ışığı yavaşça kızıla döndü; dışarıda çarşının kepenkleri teker teker indi. Mahir kalkıp atölyenin kapısını kapattığında, Leyla onu taburenin yanına, kendine doğru çekti.

“Ölçü bitti mi?” diye fısıldadı Mahir.

“Bitmedi,” dedi Leyla. “Daha çok ölçeceğin yer var.”

Lamba titredi, deri kokusu ılık bir yağ kokusuna karıştı ve atölyenin tek penceresinin kepengi, içeriden, yavaşça indi.

Bahar şenliğinde sol ayak

Sonraki üç hafta Leyla iki kez prova için geldi. Birincisinde Mahir kalıbı ayağına geçirdi, topuğun oturuşunu baş parmağıyla yokladı, tek bir dikişi söküp yeniden attı. İkincisinde konuşmadılar bile; Leyla atölyeye girer girmez çoraplarını çıkardı, tabureye oturdu ve ayağını ona uzattı. Mahir ölçüyü aldıktan sonra avucunu bir süre daha orada tuttu; Leyla geri çekmedi. Akşam çarşı kapandığında ikisi de kalkmak için acele etmedi. Leyla o hafta Gaziantep’teki stüdyosunda iki yıldır ilk kez çıplak ayakla prova yaptı.

Yemeniler üç hafta sonra hazır oldu. Kırmızı deri, el dikişli, tabanı ince ve esnek, sol tekinin topuğu yarım numara daha geniş. Leyla onları atölyede, ustanın gözü önünde giydi ve tezgâhla duvar arasındaki dar boşlukta, hiç müzik olmadan, bir kez döndü. Soldan.

Bahar şenliğinde sahneye çıktığında seyircilerin arasında, en arka sırada, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir adam vardı. Leyla ilk dönüşünde bileğinin hiç sızlamadığını fark etti. İkincisinde yemenilerin tabanında bir şey hissetti; dikişlerin arasında, yalnızca ayağın bileceği bir kabartma.

Gösteriden sonra kuliste yemenileri çıkarıp tabanlarına baktı. Her iki tekin iç kemerine, derinin kendisine, küçük, zarif, neredeyse görünmez iki harf kazınmıştı: sağda “L”, solda “M”.

Sol tekini yeniden giydi ve dışarıda, şenlik alanının kenarında, ellerini cebine sokmuş bekleyen adama doğru yürüdü; hayatında ilk kez, sol ayağının kendisini nereye götürdüğünü tam olarak biliyordu.

Bey Mahallesi’nde Topuğa Çizilen Gizli Harf Sıradaki hikaye · Bunu seveceksin Bey Mahallesi’nde Topuğa Çizilen Gizli Harf 5 dk okuma · Okumaya başla →

Yorumlar

Düşüncelerinizi paylaşın

E-posta adresiniz yayımlanmaz. Lütfen saygılı olun.