sexhikayen

Rol Yapma Sex Hikayeleri

Kaş Limanında Bir Gecelik Yabancılar

Evli bir çift, Kaş'ın liman barında birbirini hiç tanımıyormuş gibi davranır. Ama yabancının ağzından çıkan itiraf, oyunun kurallarını değiştirir.

Kaş Limanında Bir Gecelik Yabancılar
Fotoğraf: x ) / Unsplash

Deniz parmağındaki alyansı çıkarıp küçük kadife bir keseye koyduğunda, on iki yıllık kocasıyla yarım saat sonra ilk kez tanışacağını biliyordu. Bilmediği şey, o yabancının ağzından kendisi hakkında hiç duymadığı bir itirafın çıkacağıydı.

Kaş limanının taş rıhtımında akşam ezanı dağlara çarpıp geri dönüyordu. Otuz sekiz yaşındaydı ve bu gece, kocasıyla yıllar önce bir otel yastığında fısıldaşarak kurdukları erotik fanteziyi, o cesur rol oyununu ilk kez gerçekten oynayacaktı: birbirini hiç tanımayan iki yabancı olmak. Kesenin ipini çekerken parmakları hafifçe titredi; kadife, nemli havada şişmiş gibiydi.

Kuralları sabah, Kalkan yolundaki küçük bir koyda yüzerken konuşmuşlardı. Saat dokuzdan gün doğumuna kadar Deniz, Bodrum’dan tek başına yelkenliyle gelmiş Mira olacaktı; Kerem ise kasabada bir jeoloji araştırması yürüten, adını kimseye söylemeyen bir adam. İkisinden biri “Meis” derse oyun anında bitecek, sorgusuz sualsiz kendilerine döneceklerdi.

“Ya beni beğenmezsen?” diye sormuştu Kerem, kırk bir yaşının bütün sahte ciddiyetiyle, sırtüstü suda süzülürken.

“O zaman şansını zorlarsın,” demişti Deniz.

“Ya sen bir başkasını beğenirsen?”

“O zaman daha çok zorlarsın.”

Kocanı bir yabancı olarak ne kadar tanıyabilirsin?

Fikir aslında Deniz’den çıkmıştı. Son birkaç yıldır birbirlerini çok iyi tanımanın rahatlığı yavaş yavaş bir alışkanlığa dönüşmüştü; birbirlerinin cümlelerini bitiriyor ama birbirlerini şaşırtmıyorlardı. Kaş’a gelmeden önceki bir akşam mutfak tezgâhına yaslanıp “Seni bir kez daha ilk kez görmek istiyorum,” demişti. Kerem önce gülmüş, sonra uzun uzun düşünmüş ve ertesi sabah pansiyonu ayırtmıştı.

Pansiyonu işleten kadın, kırk dokuz yaşındaki Sevda Hanım’dı; gümüş bilezikleri her hareketinde şıngırdayan, gözleri her şeyi gören biri. Akşamüstü Deniz merdivenlerden inerken onu avluda yasemin sularken bulmuştu.

“Kocanız yarım saat önce çıktı,” demişti Sevda Hanım, hortumu bırakmadan. “Gömleğini üç kez değiştirdi. Ben yirmi beş yıllık evliyim, kızım; bir adam karısı için gömlek değiştirmeyi bıraktığı gün tehlike başlar. Siz rahat olun.”

Deniz kızarmıştı. “O benim kocam değil bu gece,” demişti, kendine bile şaşırarak.

Sevda Hanım hortumu indirmiş, gülümsemişti. “Ah,” demişti. “Biz de Hakan’la bir keresinde Meis’te öyle yapmıştık. Kimseye söylemeyin.” Ve göz kırpmıştı.

Liman barı, begonvillerin sarktığı eski bir taş evin avlusundaydı. Deniz pirinç tezgâha oturup rakı yerine cin tonik söyledi; Deniz rakı severdi, Mira sevmezdi. Buz bardağın içinde çatırdadı, ardıç kokusu burnuna doldu. Keten elbisesinin askısını omzundan biraz kaydırdı ve karşıda yanıp sönen Meis ışıklarına baktı.

Kerem on dakika sonra geldi. Saçlarını farklı taramış, hiç giymediği beyaz gömleğin kollarını sıvamıştı. İki tabure öteye oturdu, ona bakmadı bile. Barmene bir şey söyledi, güldü. Deniz içinde küçük, tuhaf bir kıskançlığın kıpırdadığını hissetti. Kocası, kendisine bakmayan bir yabancı olunca ne kadar da yakışıklıydı.

Barmen, Deniz’in boşalan bardağına bakıp kaşını kaldırdı. “Bir tane daha?”

“Bekliyorum,” dedi Mira.

“Kimi?”

“Henüz bilmiyorum. Geldiğinde anlarım.”

Barmen omuz silkip uzaklaştı. İki tabure ötede, beyaz gömlekli adamın dudağının kenarı belli belirsiz kıpırdadı; duymuştu. Ama yine de dönüp bakmadı.

Ve yabancı bakmamakta ısrar etti. Beş dakika. On dakika. Deniz bardağını bitirdi ve oyunun daha başlamadan bitebileceğini düşündü.

Bir yabancı neden en tanıdık sırrı söyler?

“Burada yalnız oturan birine içki ısmarlamanın yerel bir adabı var mı?” diye sordu sonunda adam, bardağına bakarak.

“Önce sormanın,” dedi Mira. “Sonra cevabı beklemenin.”

“Soruyorum o zaman.”

“Bekleyin.”

Kerem bekledi. Deniz bu sabrı da tanımıyordu; evde tadilat ustaları ile fatura tarihleri arasında kaybolan o sabır, şimdi tezgâhın üzerinde, parmak uçlarının yavaş ritminde duruyordu. Sonunda “Kabul,” dedi.

Barmen bardakları doldururken Mira adamın parmaklarına baktı. Alyans yoktu; Kerem de çıkarmıştı. Bu küçük boşluk ona beklemediği kadar heyecan verdi. Sohbet ettikçe yabancı, Deniz’in bildiği her şakayı biraz farklı anlatıyor, her bakışı bir saniye fazla tutuyordu. Mira bir ara kendini, kocasının kendi karısını nasıl baştan çıkardığını izleyen bir seyirci gibi hissetti ve bu düşünce tenini ısıttı.

“Yelkenle mi geldiniz?” diye sordu adam. “Tek başınıza?”

“Rüzgâr izin verdiği kadar,” dedi Mira. “Bazen de vermediği kadar.”

“Hiç korkmaz mısınız? Gecenin ortasında, açıkta?”

“Korkarım. Ama korku, bir yere doğru gittiğimi hatırlatır.”

Adam ona uzun uzun baktı. Deniz o cümleyi nereden bulduğunu bilmiyordu; Mira bulmuştu.

Gece ilerledikçe adam ona taşlardan söz etti; Likya kayalarının içinde saklı milyon yıllık deniz kabuklularından, sabırla katman katman biriken zamandan. Sesi alçak, neredeyse fısıltıydı; Deniz kocasının bu kadar uzun süre tek bir konuyu anlattığını hiç duymamıştı. Bir ara Kerem’in dizi onun dizine değdi; ikisi de çekmedi. Ketenin altında, sıcaklık bir kıvılcım gibi yukarı tırmandı.

“Evli misiniz?” diye sordu Mira, sesini olabildiğince kayıtsız tutarak.

Adam bardağını çevirdi. Buzlar tıkırdadı. “Evet. On iki yıldır. Size bir şey söyleyeyim mi, madem birbirimizi bir daha görmeyeceğiz?” Başını kaldırdı, gözleri ilk kez gerçekten onunkileri buldu. “Karım bir odaya girdiğinde hâlâ nefesimi tutuyorum. Bunu ona hiç söylemedim. Söylersem sıradanlaşır diye korktum.”

Deniz’in boğazı düğümlendi. “Meis” kelimesi dilinin ucuna geldi ama söylemedi.

“Meis” demeden kaç adım atılır?

Mira’nın sesiyle “Bence söylemelisiniz,” dedi. “Belki o da bunu bekliyordur.”

“Belki,” dedi adam. “Sizinle yürüyebilir miyim? Yalnızca rıhtıma kadar. Hayır derseniz anlarım.”

“Yürüyebilirsiniz,” dedi Mira. “Ve rıhtımda durmak zorunda değilsiniz.”

Uzun Çarşı’nın begonvilli merdivenlerinde ilk kez durduklarında Deniz sırtını serin taş duvara verdi. Kapanmış dükkânların kepenkleri arasından bir kedi süzüldü. Adam yüzünü avuçlarına aldı ama dudaklarını değdirmeden önce bir nefes bekledi, soru sorar gibi.

“Bir yabancıyı öpmek istiyor musunuz?” diye fısıldadı.

“Bu yabancıyı,” dedi Deniz. “Evet.”

Başını hafifçe eğip onayladı ve kendini öpücüğe bıraktı. Tuz, cin ve tanıdık bir sabun kokusu; yabancı bir adamın içinde on iki yıllık bir ev.

Pansiyonun avlusuna girdiklerinde Sevda Hanım’ın odasının ışığı hâlâ yanıyordu. Pencerenin perdesi bir an aralandı, sonra kibarca kapandı. Deniz gülmesini bastırmak için elini ağzına götürdü; Kerem, yabancının ciddiyetiyle, “Bir sorun mu var?” diye sordu.

“Hayır,” dedi Mira. “Sadece bu kasabada sır tutmanın ne kadar zor olduğunu düşünüyordum.”

Gün doğduğunda oyun gerçekten biter mi?

Pansiyonun mavi kepenkli odasında ışığı yakmadılar. Deniz adamın gömleğinin düğmelerini tek tek açarken her birinde bir şey fısıldadı; Mira’nın cesaretiyle, Deniz’in hiç söylemediği şeyleri. Kerem onu yatağa uzatırken “Emin misin?” diye sordu, oyunun dışından, yalnızca bir anlığına.

“Hiç olmadığım kadar,” dedi Deniz.

Kerem onun bileğini öptü, sonra avucunun içini, sonra alyansın parmağında bıraktığı ince, solgun izi. Deniz o izin üzerinde dudaklarını hissettiğinde bir an gözlerini kapadı; yabancının keşfettiği şey, aslında ikisinin de çoktan unuttuğu tanıdık bir yerdi.

Keten elbise yere süzüldü, perdeden sızan liman ışığı tenlerinin üstünde dalgalandı. Pencereden yasemin ve deniz kokusu giriyordu. Önce yavaştılar, sonra hiç yavaş değillerdi. Bir yerde Deniz gülmeye başladı, Kerem de; sonra ikisi de sustu ve dışarıda bir teknenin motoru uzaklaşıp kaybolana kadar kimse tek kelime etmedi.

Gün ağardığında Deniz uyanık yatıyordu. Kadife keseden alyansı çıkarıp parmağına taktı, başını kocasının omzuna koydu. Avludan Sevda Hanım’ın çay bardaklarını dizerken çıkardığı ince şıngırtı geliyordu.

“Gün doğdu,” dedi Kerem uykulu bir sesle. “Oyun bitti mi?”

“Bitti,” dedi Deniz. “Ama dün gece bir yabancı bana senin hakkında bir sır verdi; artık bir odaya her girdiğimde nefesini tutup tutmadığına bakacağım.”

Kerem gözlerini açtı. Uzun süre bir şey söylemedi. Sonra kalktı, odanın kapısına yürüdü, çıktı ve kapıyı arkasından kapattı. Deniz şaşkınlıkla doğruldu.

Kapı yeniden açıldı. Kerem eşikte durdu, ona baktı ve derin, gösterişli bir nefes aldı; tuttu.

Deniz kahkahayla yastığa gömüldü. Ve kocası nefesini bırakmadan yatağa dönerken, bir dahaki yaz Mira’nın hangi limana demirleyeceğini çoktan düşünmeye başlamıştı.

Kaş'ta Nefesini Bırakmayı Öğrendiği Yaz Sıradaki hikaye · Sevda Ulu başka bir hikayede Kaş’ta Nefesini Bırakmayı Öğrendiği Yaz 6 dk okuma · Okumaya başla →

Yorumlar

Düşüncelerinizi paylaşın

E-posta adresiniz yayımlanmaz. Lütfen saygılı olun.